Posted by: kompresörcü on: October 21, 2009
Çok değerli vakitlerini beni okumak için ayıran sevenlerime öncelikle çok müteşekkirim. Büyük üstadın dediği gibi, Alim unutmuş, kalem unutmamış, sen raad ol… Eksik olmayın, fazla mal göz çıkarmaz. Burada maldan kastım sizi sahiplendiğim veyahutta hareketlerinden ötürü tabiri caizse barzo olarak adlandırılan insanlar değildir. Kastettiğim ne kadar ekmek o kadar köftedir, ama şöyle bir husus mevzubahistir ki et olmadan köfte olmaz, o açıdan T-Bonelarınızın ve Dana Eskalopu Kordon Blö malzemelerinizi yanınızdan eksik etmeyiniz. Zira Emine beder şöyle buyuruyor, bir kilo et dünyaya beder, ey t-bone ettin beni derbeder…
Şimdi asıl konumuza geçmek gerekirse azizim, yani hakkaten boondock saintsdeki gibi çok aziz bir insanım ama şu an kastım siz asizsiniz ve hatta bazılarınız azize. (bayan okuyucularımı kırmak olmaz) Söylemek istediğim ilk evvel şudur ki, kendimi aramaya çıktığım yolculuğuma ilk başladığımda 3 yaşındaydım. Aramaya kendi evimden ve hatta ilk olarak tuvaletten başlamıştım. Hala hatırlarım, tuvaletin bulanık suyunda kendi poker face’ime bakıp feyzaldığımı O an kendimi bulduğuma inanmıştım, ama gördüğüm şey bana bir yönüyle benzemiyordu, konuşamıyordu çünkü… O an daha da derinlere inmem gerektiğine karar verdim, kendimi sonsuz derinliğe ve boşluğa bıraktığımdaki rahatlamayı hatırlar gibiyim, evet kafamı klosetin içine sokmuştum ve çıkamıyordum belki de çaresizdim ama yalnız değildim… Yanımda ufak fındıkçıklarda vardı… Neyse azizim (hala azizim manasında), gel zaman git zaman, derken bir gün bu kendimi aradığım yolculuğun sonuna geldiğimi hissettim, kafamda bir ses aradığın şey optik kablo, ona git! diyordu. Optik kelimesi kafamda yankılanınca, gözüm yakınlardaki Bacanak Optik isimli dükkana ilişti. Ama kafamı çevirdiğimde bütün ilişiğim kesilmişti, sonra göbek bağımın kesildiği günleri anımsadım ama bir dakika odaklanmalıydım. Ses kafamın içinde adeta defalarca yankılanıyor, kafamdaki boşluğun içinde hızla yayılarak karşı engele çarparak daha da güçleniyordu sanki. Sonra optik dükkanını girdim ve sordum, amca sizde optik kablo satılır mı acaba? Aldığım cevap ürkütücü bir o kadar ilham vericiydi, optik kablo burada satılmaz yavrum. Bu çarpıcı yanıttan sonra, bir an bilincimi yitirdim ve dilimden şu cümleler döküldü, size baba diyebilirmiyim amca? Amca viskisinden bir yudum aldı, davidoff 2000inden bir nefes çekti ve ortalık dumana boğuldu… Dumanlar içinden bir ışık belirdi, ve o an gözlerimin görme kabiliyetini yitirdi, dilimde tutulmuştu güçlük içinde abababa dedim. Ve karşımda o güne kadar gördüğüm en güzel manzarayı gördüm, bir demet kablo bana gülümsüyordu. Ve o an olmuştum, artık turuncu bir polar alacak olgunluğa eriştiğimi hissettim, ve işte black label whiskim ve puroya olan takıntım da böyle başladı, ve diğer özentiliklerimi de beraberinde getirdi, birdenbire kendimi Paris’de bir şatoda güzelliğinden ötürü kendime benzettiğim karımla, ve yürüyüşlerinden ötürü birer parçam gibi hissettiğim minik penguenlerimle buldum. (yağlı olmaları ve acaip yürümelerinden dolayı penguen diyorum, yoksa pek akmıyor biliyorum) Ve işte elimde whiskim, powerballım ve bilahere buzlu bardağımla bir aradayım, ve herşeyimi optik kabloya borçluyum. Hiç bir şeyden onu ilk elime aldığımda aldığım hazzı alamıyorum, itiraf ediyorum. Kendisinin ve arkadaşlarının yıllar önceki bir resmini sizlerle paylaşmak istiyorum, şerefine içiyorum aziz dostum!

Fikrimin 6mm İnce Gülü
Theme: Albeo by Design Disease.